Ana Babaya Bakma Adabi
Ibn Abbas'dan (r.a.) rivayet edildigine göre Rasülüllah (s.a.v.) söyle buyurmustur: "Baba çocuguna bakar da çocuk onu sevindirirse, çocuga bir köleyi azat etme sevabi verilir." Denildi ki "Ya Rasülallah! üçyüz altmis defa bakarsa ne olur7" Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.): "Allahu Ekber (Allah herseyden daha büyüktür)" buyurdu. (457) Ibn Abbas'in da (r.a.): "Ana babasinin yüzüne rahmet nazariyla bakan kimseye Allah makbul bir hac sevabi yazar" dedigi rivayet edilmistir. (458) Son olarak, ana babanin çocuguna kazandirmasi gereken edep hakkinda açik bir usul ortaya koyan bir âlimin sözüne yer vermek istiyoruz: Velid b. Nümeyr, babasinin söyle dedigini duymustur: Sahabe nesli derdi ki: "Olgunluk Allah'tandir, edep ise babalardandir." (459) himden önce âlimlerden edep, terbiye ve ahlâkin ögrenilmesi hususunda babalarin çocuklara olan tavsiyesi üzerinde durmustuk. Simdi ona ilave olarak, çocugun âlimlere karsi takinacagi edep konusunu ayrica ele almak faydali olacaktir.

Muhammed Nûr Süveyd

Kocanin Karisindaki Haklari
Kadinin kocasi üzerinde haklari oldugu, gibi erkeginde karisi üzerinde haklari vardir. Kocanin karisindaki haklarindan bâzilarini maddeler halinde söyle siralayabiliriz : a) Kadin, kocasini âile ve ev reisi olarak tanima si lâzimdir. Zira Hakteâla erkege su meâldeki âyeti celile ile bu hakki vermistir, "Erkekler, kadinlar üzerine hâkimdir (Âilenin reisidir) ler." (Nisa suresi, 34) Bu hükmü ilâhi geregince kadin, kocasinin mesru ve helâl olan emrine boyun egmesi ve evde tek söz sahibi kocasini tanimasi lâzimdir. Binaenaleyh namuslu ve efendisine bagli, güzel ahlakli kadin kocasini reis ve âmir olarak tanir, hak ve dogru olan her sözüne muhâlefet etmez ve kocasinin sözünü agzinda birakmaz. Bu hal ve hareketiyle âile efradinin içinde gerçek hûzuru saglayarak bütün âile bireylerinin itâat ve hürmetini saglamis olur. Fakat bâzi ahlaksiz kadinlar da görüldügü gibi; kocasini saymaz ve saygi göstermezse, iste bu kadin evin ve âile efradinin belâsi, cemiyetin zararli bir unsuru ve insanlarin mânevî hayatlarini yikan veya yikmaya sebep olan en serli ve zararli bir mikrobudur. Böyle kadinlarin kötülükleri pek çok ser'î hükümlerle beyan edilmistir. Koca, gece tanimayan kadinlar, en ahlâksiz ve edepsiz kadinlardir. Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz mübârek bir sözünde söyle buyurmuslardir : "Benden sonra erkekler üzerine (ahlâksiz) kadinlardan daha fitneci (ve bela) bir sey birakmadim." (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai Ahmed Bin Hanbel) Kocasinin, günlerce, aylarca yapmis oldugu iyilik ve masrafin en ufak bir sebepten dolayi kocasina "ne yaptin, bakmiyorsun ve sâir" sözlerle, Kocasinin gönlünü kiran kadinlar ahlâksiz kadinlardir. b) Kadin, kocasinin cinsî arzusunu tatmin etmesi için hayiz, nifas ve hastalik gibi mâzeretler olmadigi takdirde, kocasi dösegine dâvet ettigi zaman veya cinsi münasebette bulunmak istedigi zaman itâat ederek cinsî arzusunu tatmin etmesi lâzimdir. Aksi takdirde kocasinin haram yollara sapmasina sebep olabilir. Islâm dini bu hususta o kadar hükümleri muhtevidir ki, saymakla bitmez. Fakat biz bir kaç hüküm beyan etmekle iktifa edecegiz. Rasûlüllah (S.A.V.) Efendimiz bir Hadis'i Seriflerinde söyle buyuruyor : "Adam, karisini hâceti (Cinsi arzusu veya baska bir sey) için çagirdiginda, karisi tandir (ve ocak) basinda ise de (ekmek ve yemegin .yanma tehlikesi yoksa) hemen gelsin." (Tirmizi, Nesai) Bu hadisi seriften anlasilmistir ki, kadin imkan dahilinde ve her hâlü kârda kocasinin sözlerîne icâbet etmesi lâzimdir. Diger bir Hadis'i Seriflerinde söyle buyurmustur : "Kadin, kocasinin döseginden (veya davetinden) kaçarak yatarsa, sabaha kadar melekler o kadina lânet eder." (Buhari, Müslim) Hatta Islâm, kadini kocasinin bir ekin -tarlasi oldugunu, binâenaleyh cinsi münasebette bulunmak istedigin de, ekin tarlasina - enine, uzununa, dikine, yanina ve istenildigî sekilde ekin ekildigi gibi, erkek de karisinin fercine önden, arkadan, yandan temas edebilir. Ancak Büyük abdest yaptigi makatindan (dübüründen) temas etmesi haramdir. Hayiz ve nifasli olmadigi takdirde karisinin tercine istedigi sekilde istedigi zaman temas etmesi helâldir. Kur'an'i Kerimde bu gerçek temsîli olarak söyle beyan edilmistir : "Kadinlariniz sizin (evlat yetistiren) tarlanizdir. O halde tarlaniza dilediginiz gibi, gelin, Kendiniz için önden (iyi ameller) gönderin (Hayirli evlatlar) yetistirin" (Bakara suresi, 223) c) Kâdin, kocasinin izni olmadan veya rizasi olmayan evlere gitmemesi lâzimdir. Izin verdigi ve râzi oldugu kimselerin evlerine gitmesi gerekir, Yâni kocasinin iznî dahilinde disariya çikmali ve kocasinin izin verdigi yerlere gitmelidir. Hatta kadin, annesinin ve babasinin evine kocasinin izni ile gitmelidir ve kocasinin izin verdigi kimseleri (kadinlari ve yakin akrabalari) koymasi câizdir. Rasûlüllah (S.A.V.), efendimiz bir Hadis'i seriflerin de meâlen söyle buyuruyor : "Bir kadinin kocasi yaninda hazir îken (seferde, askerde ve emsali yerlerde olmayip evinde iken) kocasinin izni olmadikça (Nâfile) oruç tutmasi helâl olmaz ve kocasinin izni olmadikça, kocasinin evine (yabanci bir) kimseyi koymasi helâl olmaz." (Buhari, Müslim) Bu Hadis'i serifte birinci cümlede beyan edilen hüküm geregince, kadin, kocasinin izni olmadikça oruç tutamaz, Fakat farz olan Ramazani serif orucunu ve kazaya kalan orucunu tutar. Izni olmasa dahi tutmasi lâzimdir. Zira Allah (C.C.) ile kulun emri karsilastigi zaman Allah (C.C.)' in emri kulun emrine takdim edilir. ve edilmesi lâzimdir. d) Kadin, kocasinin, evinin, çocuklarinin, malinin muhâfizidir ve kocasi için kendi nâmusunu korumasi lâzimdir. Bu husus Kur'an'i Kerimde Söyle beyan buyurulmustur : "Erkekler kadinlar üzerine hâkimdirler (âile reisidirler.) O sebeple ki Allah onlardan kimini (Erkekleri) kiminden (kadinlardan) üstün kilmistir Birde (erkekler onlara) mallarindan infak etmektedirler iyi kadinlar itaatli olanlardir. Allah (C.C.) kendi (hak) larini (Kur'an'i Kerimde) nasil korudu, onlarda (kadinlarda) öylece göze görünmeyeni (erkegin giyabinda malini, onun ve kendinin seref ve nâmusunu ve birde ev sirlarini) koruyan (kadin) lar, iyi v. itâatli kadinlardir." (Nisa suresi, 34) Bu âyeti kerime geregince, kadin, kocasinin evinin, malinin ve çocuklarinin bekçisidir. Ayni zamanda kocasi için nâmusunu korumasi ve aralarinda geçen mâceralari ve sirlarini muhâfaza etmesi lâzimdir. Bu haller kendisinde bulunan kadinlar güzel huylu ve Allah (C.C.) in methine lâyik sâliha kadinlardir. Rasûlüllâh (S.A.V.) Efendimiz bir Hadis'i Seriflerinde söyle buyurmuslardir : " Kadin, Kocasinin evi ve çocugu üzerinde güdücü çobandir." (Buhari, Müslim) e) Kadin, kocasinin dogru ve helal olan emrine itâat etmesi ve son derece hürmet etmesi lazimdir. Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz bir Hadis'i Seriflerinde söyle buyurmustur : "Eger ben, bir (Allah'u Teâladan baska) kimseye, diger bir kimse için secde etmesini emretseydim; kadinin kocasina secde etmesini emrederdim " (Tirmizi) Kocasina son derece itaat edip o haliyle ölen kadinin fazilet ve derecesi su mealdeki Hadis'i Serifle beyan edilmistir: - "Her hangi bir (Mü'min) kadin, ölür ve kocasi da o kadindan razi olursa, (o imanli ve itâatkar kadin) Cennete girer." (Tirmizi) Kocasinin gönlünü kiran ve itaat etmeyen kadin hakkinda da çok Hadis'i Serifler mevcuttur. _ Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz bir Hadis'i Serif de meâlen buyuruyor : .. "Dünyada bir kadin, kocasina eziyet ettigi vakit: (O Kocasinin cennetteki) Hurisi, Allah (C.C.) senin belâni versin (Benim Efendime) eziyet etme, zira o (eziyet ettigin kocan) senin yaninda misafirdir. Pek yakinda senden ayrilacaktir." (Tirmizi) Yukaridan beri naklettigimiz hakikatler geregince, Müslüman olan her kadin, Allah (C.C.)'a olan vazifelerini yerine getirmekle beraber, kocasina itaat etmekle mükelleftir. Kocasinin mesru olan her türlü ihtiyaçlarini karsilamaya çalismasi, kocasinin evini beklemesi, çocuklarina bakmasi, yiyecek ve içeceklerini pisirivermesi ve evin her türlü temizlik islerini yapmasi lâzimdir. Rasulûllâh (S.A.V.) Efendimiz bir Hadis'i Serif de meâlen söyle buyuruyor : "Kadin, bes vakit namazini kilar, Ramazan ayinda orucunu tutar, nâmusunu (zinadan) muhafaza eder ve kocasina itaat ederse, Rabbisi (C.C.)'nin cennetine girer." (Ibni Hibban, Aynul Ilim, C,/,414) Bu hadis'i Serifin hükmünü kendisinde toplayan kadina ne mutlu, toplamayana da ne kadar yazik ve zavallidir. Zira fâni dünyanin çirkine dalip hakki unutmustur. Burada Mehmed Zihni merhumun "Mesahirünnisâ" adli eserinde zikri geçen su gerçegi nakletmek çok yerinde olacak : Medine'i münevvereli Esmâ (R.A.) isminde edip ve fasih olan bir kadin, diger kadinlarin temsilcisi olarak Rasulüllah (S.A.V.)'in huzûruna gelip su sözleri söylemistir : "Anam Babam sana fedâ olsun Ya Rasûlüllah (S.A.V:) Ben kadinlar tarafindan elçi olarak geldim. Hakteâla seni bütün erkek ve kadinlara Peygamber göndermistir. Biz sana ve senin Rabbina îman ettik. Lâkin biz ki, kadinlariz, sizin evlerinizde kapanip kalmis ve sehevâni ihtiyaçlarinizi karsilamaktayiz ve çocuklarinizi tasimakta bulunmusuzdur, - Siz ise, Cuma namazlari kilmak, cami ve cemâata çikmak ve hastaya gidip hal hatir sormak ve cenâzelerde bulunmak ve birde fazla defalarca haccedebilmek gibi fazîletler ile bize fâik (Üstün) olmussunuzdur. Bunlardan hepsinin eftali de, Allah (C.C.) yolunda cihaddir. Lâkin erkek kismi hacc veya Umre etmek veyahut kâfirlerle mücâhede ve muhârebe etmek üzere evinden çiktigi vakitlerde, sizin mallarinizi biz hifzeder ve iplik egirip elbiseler yapariz ve çocuklarinizi besleriz. - Simdi bu hâlde bizler o faziletlerin ecir ve hayrinda sizlere istirak edemez miyiz ?" Esmâ (R.A.)'nin bu sözü üzerine Hz. Peygamber (S.A.V.) bu sözlerin güzelligine isâret ederek söyle cevap veriyor : "Ey Kadin, Anla ve taraflarindan gelmis oldugun kadinlara da, anlat ki, kadin kisminin kocasini kendinden hosnut etmesi, o faziletlerin hepsine muâdil olur," Mustafa Uysal
ISLÂMDA KADINLA ERKEGIN MÜSÂVLIK CIHETLERI
Bütün insanlar, yaradilis ve zahiri görünüs itibariyle güzel sûrette ve müsterek vasiflara sahip olarak yaratilmislardir. Fakat Ahsenitakvirri üzere yaratilan insan, ancak yaradana inanip ve emirlerine boyun egmekle faziletli ve üstün varlikdir. 1 - YARATILIS ITIBARIYLE ESITLIK Insan oluslari itibariyle kadinlar, erkeklerle ayni seviyededirler. "Biz hakikat insani (Bütün insanlari), en güzel bir biçim de yarattik." (Tin suresi, 41) "Ey insanlar! sizi bir tek candan yaradan, ondan da yine onun zevcesini (karisini) vücuda getiren ve ikisinden bir çok erkekler ve kadinlar türeten Rabbiniz (e karsi gelmek) den çekinin (Nisa süresi, 1) "Kadinlar Erkeklerin (Tamamlayici) parçalaridir." (Ahmed, Ebu Davut, Tirmizi) Bu hükümler, insan neslinin zâhiri yaradilislari ve varliklardan en güzel bir biçimde yaratildiklarini açik olarak beyan etmektedir. Kadin ve Erkegin gerçek degeri ise imani ve Islâm esaslarina baglanmalarindadir. Mustafa
Kadinin Kocasindaki Haklari



Islâm, insan neslinin birbirine karsi pek çok vazife ve haklarinin oldugunu beyan etmistir. Bu haklardan birisi de kadinin kocasindaki haklaridir. Kadinin haklari veya diger bir deyimle "Kocanin karisina karsi olan vazifelerini," söylece siralayabiliriz : a) Erkek, Ev Reisî olmasi hasebiyle karisinin yiyecegini, içecegini, giyecegini ve evin bütün ihtiyaçlarini temin etmesi üzerine vaciptir. Kur'an'i Kerimde söyle buyurulmustur : "Onlarin Çocuklarin analari olan zevcelerin) mâruf sekilde yiyecegi' içecegi, çocuk kendisinin olan (Babaya - Kocaya) âittir." (Bakara suresi, 223) Diger ayeti kerimede : (Hâli, vakti) genis olan, nafakayi genisligine göre versin, Rizki kendisine daraltilmis bulunan (fakir) de nafakasi Allah (C.C.) 'in ona verdiginden (O miktara göre) versin. Allah (C.C.) hiç bir nefse, ona verdiginden baskasini yüklemez. Allah (C.C.) güçlügün arkasindan (Dünyada da âhirette de) Kolaylik ihsan eder." (Talak suresi, 7) Rasullüllâh (S.A.V.) Efendimizde mealen söyle buyuruyor: "Sizin üzerinizde onlarin (Karilarinizin) mâruf sekilde (örfü âdet geregince ve dogru sekilde) yiyecek ve giyecek haklari vardir." (Müslim) Karisinin hakkinda soran bir kimseye Rasûlü Ekrem (S.A.V.) efendimiz su mealdeki Hadis'i serif ile cevap veriyor : "Kendin Yedigin zaman ona yedirmen ve giydigin zaman onu da giydirmendir." (Ahmed Bin Hanbel, ebu Davud Nesai) Nafakasi ile mükellef oldugu, çocuklari, ana ve babasi gibi kimseleri ihmal edenin kötülügüne Rasûlüllah (S.A.V.) efendimiz söyle açikliyor : "Nafakasini verdigi kimseyi ihmal etmesi, kisiye günah cihetinden kâfidir " (Nesai) b) Erkek, Hak teâla tarafindan kendisine lütfedilen karisi bir emâneti îlâhi olmasi hasebiyle her türlü tecavüzden ve tehlikeden hem cismini hem malini ve hem nâmusunu korumasi farzdir. Bu husus pek çok ser'i hükümlerle beyan edilmistir. Kur'an'i Kerimin bir âyetinde söyle buyruluyor : "Ey îman edenler! Gerek kendinizi, gerek âilenizi öyle bir atesten koruyunuz ki, onun (Atesin) yakacagi insanla . (kâfirlerle) tastir." (Talak Suresi, 6) Karisini baskasinin tecavüzünden koruyan ve karisi hakkinda son derece hassas ve kiskanç olan gerçek müminden bir misal nakletmek çok yerinde olacak, "Ebu Hüreyre (R.A.) den mervi Sahâbe-i kiramin büyüklerinden Sâd Bin Ubbâde (R.A.), yâ Rasûlullah (S.A.V.): "Eger ben âilemle beraber (yalniz basina) bir erkegi bulsam, o erkege dokunmayip dört sâhit gelip sahâdet edinceye kadar dokunmayacak miyim? - Rasûlüllah (S.A.V.) evet dedi. - (Sâd R.A.) hayir dedi ve seni hem Peygamber olarak gönderen Allah'u teâlâya yemin ederim ki, eger ben bu vaziyette, olsam, dört sahidin sahâdetinden evvel hemen onun isini kiliçla bitiririm!., - Bunun üzerine Peygamber (S.A.V.) efendimizin dedigi söze kulak verin, süphesiz o (Sâd bin ubbâde R.A.) çok kiskançtir. Ben ise ondan daha kiskancim. Allah'u teala benden daha kiskançtir. Bu son cümleler Buhari serifte söyledir : - Siz Sâdin gayretinden (kiskançligindan) taaccüp mü ediyorsunuz? - Vallahi ben ondan daha kiskancimdir. Allah'u teala benden daha kiskançtir. Hiç bir fert Allah'tan (C.C.) daha fazla kiskanç degildir. Bu sebepten dolayi Allah'u teala kötülüklerin açigini da kapalisini da haram kilmistir." Bu kissada beyan edilen hüküm gerçek müslüman erkegin âilesini nasil korundugunu beyan etmektedir. Erkek olan kimselerin, karilarini böyle koruduklari gibi kadinlarinda kocalarini yabanci kadinla beraber olmasindan korumasi lâzimdir. Karisini kiskanmayan erkege "deyyus" dendigi gibi, erkegini haram yola sapmaktan kiskanmayan kadina da "deyyuse" denir. Rasûlüllah (S.A.V.) efendimiz bir hadis'i seriflerinde mealen söyle buyuruyorlar : "Allah'u teale deyyus olan erkege ve deyyuse olan kadina lânet etsin." (Bustanularifin, gayret bab) Deyyus : Karisinin, yabanci erkekle kötülükte bulunmasina (öpüsmesine, sikismasina, dans etmesine ve cimada bulunmasina) râzi olan erkektir. Deyyuse : Kocasinin, yapanci kadinla yukaridaki kötülükleri yapmasina râzi olan kadindir. Hayvanlar içerisinde disisini kiskanmayan tek mahluk domuzdur. Karisini, kizini, gelinini ve yakinlarindan kadinlari kiskanmayan kimsede sûreti insan ise de, sîret ve yasayis itibariyle her seyi necis olan bu hayvana benzemis. Cenabi hak millet ve devletimizi böyle edepsizlerin serrinden korusun. Âmin. Hakka inanan her müslüman erkek, karisina iyi muamele yapar. Zulmetmez. Emânet olmasi hasebiyle hiyânetlik yapan kimselerin îmâni tehlikededir. Rasûlüllah (S.A.V.) Efendimiz bir hadis'î Seriflerinde meâlen söyle buyuruyor : "Emânete riâyet etmeyen kimsenin, (Kâmil bir) imani yoktur." (Ahmed Bin Hanbel) c) Erkek, Karisinin yatak ihtiyacini ve cinsî arzusunu temin ve tatmin etmesi lâzimdir. Fakat kadini ve kendisini yipratacak sekilde fazla cima etmekten de kaçinmasi lâzimdir. Rasûlüllah (S.A.V.) efendimiz hanimlarinin yatak hakkina son derece riayet ederdi. Hatta nâfile ibâdete kalkacagi zaman hanimlarindan izin alir, ibâdetine devam ederdi. Peygamber (S.A.V.) efendimizin hâli böyle iken, zikredecegim, sohbete gidecegim, arkadas ziyareti yapacagim diye karisini günlerce veya aylarca ihmal, edenlerin halleri ibret vericidir. Hatta cimâ edecegi zaman ve ettigi zamanlarda bile saka ve sevismenin lüzumu beyan edilmistir. Rasûlüllah (S.A.V.) efendimiz bir Hadis'i seriflerinde mealen söyle buyuruyor : "Sizden biriniz karisina hayvanin temasta bulundugu gibi temasta bulunmasin. Ancak ikisi arasinda bir elçi ile temas etsin : - Denildi ki, elçi nedir? Ya Resûlüllah (S.A.V.)! - Öpmek ve konusmaktir, Buyurdu" (Deylemi, Aynul ilim, C. 1, 239) Bu hadisi serifte beyan edildigi üzere, bir kimse karisini cimadan evvel ve cima esnasinda öpmesi ve sevismesi âilevî haklardan ve güzeldir. Bir erkek en az dört günde bir sefer karisi ile cinsi münasebette bulunmasi lâzimdir. Hastalik ve sefere çikmak gibi mesrû mazeret olmadikça bir kimse karisini dört günden fazla ihmal etmesi dogru olmaz. Fâzil ve muhterem kisiler arasinda ve karsilikli dâva seklinde cereyan eden asagidaki hâdise uyarici bir gerçektir : "Bir kadin Hz. Ömer (R.A.)'e geliyor. Ömer (R.A.) in yaninda Kâb Bin Süür vardi. Kadin, ya Emirel Mü'minin! Benim kocam gündüz oruç tutar, gece ibadet yapar ve ben onu, sikayet etmeyi iyi görmüyorum. Hz. Ömer (R.A.), senin kocan ne güzel adamdir' diyor. Kadin, bu sözünü defalarca tekrarliyor ve Hz. Ömer (R.A.)'de ilk sözünden fazla bir sey ilave etmiyor. Hz. Ömer (R.A.)in yaninda bulunan Kâb diyor ki, ya Emîrel Mü'minin! bu kadin, döseginden kocasinin kaçtigini (veya gelmedigini) sikayet ediyor. Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.) bu kadinin sözünün isaretini anladigin gibi, kari ile koca arasinda hükmü sen ver diyor. Erkek, ibâdete tesvik eden âyetlerin tesiriyle ibadete devam ettigini ve karisi da bu sebepten sikayetçi oldugunu söylüyor. Hz. Kâb (R.A.) kadinin ve erkegin ifadelerini dinledikten sonra söyle demistir : "Süphesiz bu kadinin senin üzerinde hakki vardir, ey adam! Bu kadinin her dört günde bir nasibi vardir. Ey akil sahibi adam! "Binaenaleyh bu kadinin hakkini böylece yerine getir ve kendindeki hakki olan karini ihmal hastaligini birak!" Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.), bu hükmü nereden çikardin? diye Hz. Kâb'e soruyor! Hz. Kâb (R.A.), Allah'u Teâla hür olan erkek için dört kadin olmasini mubah kilmistir. Binâenaleyh her kadinin her dört günde bir gün bir gece hakki vardir. Bu hüküm karsisinda Hz. Ömer (R.A.), Hayret ediyor ve Kâb'i !R.A.) Basra Hâkimi olarak tayin ediyor. " (Aynul Ilim, C.1.S 240) Âilesinin cinsi arzusunu tatmin etmeyip hakkini vermeyen kimse, sâyet baslarina bir felaket gelir âilesinin dogru yoldan çiktigini görürse, kimsede kabahati aramamalidir. Kendisi nâmuslu kadinin yolunu Saptirmaya sebeb oldugundan, dünyada rezil âhirette azaba müstahak olur. Velev ki cinsi münasebette bulunmasin, kadinin kocasina karsi büyük mânevi bagi olmasindan dolayi çok kiskançtir, hiç olmazsa yaninda yatmasini ister. Iste, bu sebeplerden dolayi kadinin yatak hakkini, kocasinin yerine getirmesi lazimdir. Yukaridaki hükümlerden su meselelerde anlasilabilir; karisi hasta veya zayif veya halsizlik gibi ârizalardan dolâyi cinsi münasebette bulunarak rahatsizligini artirma sekli görülürse bu takdirde üç gün durup dördüncü gün yani dört günde bir gün cinsi münasebette bulunarak cinsî arzusunun tatmini ve erkek hakkini saglamasi gerekir. Fakat arizi ve zarûrî sebepler olmadikça bu sekle riayet etmek sart degîldir. Münasebet gelmisken cimayi çok yapmanin bir kaç zararini da nakledelim. Cimâda ifrad yapilirsa gayretler sehvete ve cinsî arzuya baglandigindan sehveti aklina galebe çalar. Bu takdirde akli ile degil, sehvetinin arzusu ile hareket eder. Cimâyi çok yapan kimse, gece ve gündüz yapacagi ibadetin bir kismindan mahrum olur. Zira vücut fazla sarfiyatta bulundugundan istirahat ve dinlenme ihtiyacini fazla hisseder. Bu sebepten de ibadet ve kullukta kusur veya noksanliga sebep olabilir. Büyüklerin söyledigi su mealdeki sözün sirri da tecelli eder : "Ilim, kadinin iki budu arasinda bogazlanmistir. Bu cümlenin açik anlami su demektir; Cima etmeye fazla düskün olan kimse ilim, tahsil edecegi saatlerini karisi ile cinsi münasebette geçirir ve ondan sonra da akli fikrî muvazenesi tam olarak çalismaz. Vaktinin çogunu o iste ve o isin neticesi olarak istirahat, uyku emsali hallerle kiymetli vakitlerini bosa giderir. Vücut fazla yipranir tembellik ve sehevani haller insani birakmaz. Bir de cimâyi çok yapan kimseler, sehvetini kuvvetlendirmek için pek çok çesitli yemeye ve içmeye gayret ederler. Hatta kuvvetli yemekler yiyerek vücudunu kuvvetlendirmek sevdasina kapilirlar. Yemeye ve içmeye düskünlükte bir nevi hayvâni hareket hâlini alir. Bu hal ise, insani sehvet sevdasinda pek çok tehlikelere sürükler. Allah (C.C.) muhafaza kendisine zarari oldugu gibi, karisina da pek çok zararlari olabilir. Hatta bazi zaman kendi karisi kâfi gelmeyip, haram yollara da sapabilir. Binaenaleyh, insan sehvetini azdiracak hareketlerden kaçinmali böylece iki cihanda saadete ermelidir. e) Erkek, kadinin malî ihtiyacini karsiladigi gibi, dini ihtiyacini da karsilamasi ve ögretmesi lazimdir. Zira ev Reisi olan erkege, karisinin ve çocuklarinin ve baba, ana gibi diger yakinlarinin maddî manevî bütün ihtiyaçlarini temin etmesi farzdir. Rasûlüllah (S.A.V.) Efendimiz bir hadisi Seriflerinde mealen söyle buyuruyor: "Erkek, ev halkinin çobanidir. Ve, güttügü seyden sorumludur. (Buhari, Müslim) Daha genis malumat, "Erkegin aile üzerindeki Hâkimiyeti" baslik altinda ve takip eden diger bahislerde zikredilmistir: f) Erkek, kadina son derece sefkatli ve iyi muamele yaparak ailenin huzur ve geçimini saglamalidir. Eve geldigi zaman güler yüzle selâm verip tatli dil ile hal hatir sormalidir. Kur'an'1 Kerimde söyle buyurulmustur : "Onlarla (Kadinlarinizla) iyi geçinin. Eger kendilerinden hoslanmadinizsa, olabilir ki bir sey hosunuza gitmezde, Allah (C.C.) ondan bir çok hayir takdir etmis bulunur." (Nisa Suresi, 19) Bir Hadis'i Serifte söyle buyrulmustur : "Sizin en hayirliniz, kadinlarina en hayirli olaniniz (en iyi geçineniniz) ve âile efradina en sefkatli olaninizdir." (Tirmizi) . Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz veda hutbesinde mealen su cümlelerle tavsiyede bulunmustur : "Ey insanlar, sizin kadinlariniz üzerinde haklariniz vardir. Ama onlarinda sizin üzerinizde haklari vardir. Onlar, sizin haklariniza riayet etmelidir. Siz de onlara iyi muamele etmelisiniz." Kur'an'i Kerimde de mealen söyle buyrulmustur : "Erkeklerin, mesrû surette kadinlar üzerindeki (haklari) gibi, kadinlarinda, onlar (Erkekler) üzerin de (haklari) vardir. (Yalniz) Erkekler, onlar (kadinlar) üzerinde üstün bir dereceye mâliktirler." (Nisa Suresi, 128) Hulasa-i Kelam kadinin erkek üzerinde ve erkeginde kadin üzerinde pek çok haklari vardir. Binaenaleyh ailenin çatisini teskil eden kari ile koca imkân dahilinde maddî, manevî, dünyevî, uhrevi, sözle, hareketle, cinsî arzunun tatmini ile, mal ve evlâtla ve her çesit sebeplerle ve mesrû sekilde birbirinin hukukuna riayet etmesi, Islâm'in emirlerindendir. Kadinin, mehir, nafaka vesair hukuklari Islâm Fikhinda uzun uzun beyan edilmistir. Musta

Eslerin Birbirinin Kiymetini Bilmeleri
Evli çiftlerin ömür boyu mutlu olmalari için gerekli sartlardan biri de birbirlerini yipratmamalaridir. Çünkü ömürlerinin sonuna kadar bir arada yasamak zorundadirlar. Birinin yipranmasiyla ailenin bütün yükü digerinin üzerine kalir. Önce sunu hatirlatayim ki, insanin ömrünün sonuna kadar en çok beraber oldugu, sirlarini verdigi kisi esidir. Esinin yipranmasi ve hastalanmasi bütün ailenin huzurunu bozar. En çok da kendisi tedirgin olur. Yipranan esin huzursuzlugu daha çok, digerini huzursuz ve tedirgin eder. Insanlar fitratlari geregi kendilerine ait olan her seyi çok dikkatli kullanir, eskiyip yipranmamasina özen gösterirler. Fakat ne gariptir ki, bir yastiga bas koydugu hayat arkadasina daha çok özen göstermesi gerektigi halde, onu hiç önemsemez, üzer ve gereksiz yere yorar, hastalanmasina sebep olur. Bundan sonra da birçok masraflar yaparak ve zahmetlere katlanarak, onun tedavisine kosar. Halbuki esler daha önceden dikkatli olsalar, hayatlarini ve aile düzenlerini iyi ayarlasalar bu zahmetleri çekmeden ömürlerinin sonuna kadar huzur içinde mutlu yasarlar. Bunun içinde esler birbirlerini yipratmamak için sunlara riayet etmeliler: a) Birbirlerinin kiymetini bilmeliler; Evlenirken Allah herkesi kiymetini bilene düsürsün. Allah'in yarattigi varliklarin içinde en kiymetlisi insandir. Nitekim Rabb'imiz, "Ademogullarini (insanlar) en üstün ve en serefli kildik." (Isra, 70) buyurur. Yaratilista bu kadar serefli olan insan, çogu zaman ya kendi kendinin kiymetini bilmez, hayatini bos yere heder eder, ya da kiymetini bilmeyenin yanina düser hayati zehir olur. Her iki durumda da mutsuz olur. Çogu zamanlarda bu mutsuzlugun kurbani kadin olur. Horlanir, hakarete ugrar, zulüm görür. Bunun da sebebi, kadinlarin genellikle bilgisiz olusu, hakkini arayamayisi, zayif olusu, birçok yer kadina baskinin gelenek haline gelmis olusu vs. dir. Bütün bunlar kiymeti bilinmeyen kadinin çabuk yipranmasina sebep olur. Bunun da neticesi hem kendisinin hem de kocasinin mutsuz olmasidir. Mutsuz bir hayat süren veya sürmesine sebep olan bir insan, hem aile fertleri tarafindan sevilmez ve hem de ahiret azabina düçar olur. O halde esler birbirlerinin kiymetini çok iyi bilmelidir. b) Ayrica esler birbirlerini üzmemelidir. Zira üzüntü kadar insani yipratan hiç bir sey yoktur. Hele kadinlar üzüntüye hiç dayanamazlar. Hemen yikilir, hasta olurlar. Aileden birinin üzülmesi öbürlerini de huzursuz eder. Üzüntü birçok ruhsal hastaliklara yol açar. Bir çok fiziksel hastaliklar nükseder. Tedavisi güç durumlar olabilir. Ve hatta imani ve ahiret inanci zayif insanlardan bazen intiharlar bile meydana gelebilir. Evli çiftler bütün bunlari göz önüne alarak hiçbir seye üzülmemeliler, birbirlerini üzmemeye özen göstermeliler. Zaten dini inançlari kuvvetli olan ne bir seye üzülür, ne de karsisindakini üzer. Zaten imani kuvvetli olan ve Islam üzere yasama aski olan ne bir seye üzülür, ne de karsisindakini üzer. Çünkü Allah su ayetlerle üzülmeyi yasaklamistir: "Üzülme, çünkü Allah biziniledir." (Ali Imran, 139) Ancak mü'minin tek üzüntüsü olabilir o da Allah'a hakkiyla kul olamamaktir. c) Esler birbirlerini yormamali ve iliskilerinde birbirlerine karsi nazik olmalilar. Günlük islerinde de yorulmadan çalismaya alismalilar. Bu da isini severek, düzenli çalismakla olabilir. Asiri yorgunluk insani tez yipratir ve erken ihtiyarlatir. Esler mesul olduklari görevlerini severek ve isteyerek yapmalilar. Yaptiklari islerin hem dünyada ve hem de ahiretde kendilerinin saadetini saglayacagini düsünmeli ve zevkle yapmalidir. Böylece insan daha zinde kalir ve huzurlu otur.